coffee is the best reason for happiness

İnternet’ten Bi Haber Olmayın

İnternet’ten Bi Haber Olmayın

Merhaba,

Bugün sizlerle biraz tatsız, ama hayati önem taşıyan bir konudan bahsetmek istiyorum. Ben İngilizce öğretmeniyim, PDR değil. Ancak geçtiğimiz yıllarda Bilgi Teknolojileri öğretmeni arkadaşım Öznur’un öğrencilerimize verdiği bir seminerden aklımda kalanları ve bu konuda okuduklarımı sizinle paylaşmak istiyorum.

Seminerin konusu internet dünyası, sanal alem ve gençleri bekleyen tehlikeler. Çağımızda gençler interneti ebeveynlerinden daha iyi biliyor gibi görünse de aslında bir çoğunun tek bildiği Facebook, Instagram gibi sosyal medya ağları. Bir konuyu araştırmak denildiğinde anladıkları Google’a yazmak ve ilk çıkan siteye tıklamak. Ve o sitede ne derse desin doğru kabul etmek. Bir yere e-mail göndermelerini isteseniz, bir çoğunun e-mail adresi bile yok. Varsa bile sosyal medya ağlarına üye olmak için ve görebileceğiniz en orjinal (!) nicklerle. Yabancı dildeki bir metnin anlamını sorsanız Google Translate ile çevirip getiriyorlar. Bunu kendi dersimde çok gördüm. Velhasılıkelam, malesef interneti çok iyi biliyor gibi görünen gençlerimiz malesef en basit işlemleri bile yapamıyorlar. Dolayısıyla internet teknolojisine aslında yabancılar ve maruz kalabilecekleri tehlikelerin de farkında olmayabilirler.

Her “Tamam”, Tamam Demek Degildir!

Burada bahsettiğimiz herkesin anlayabileceği, açık açık kötü niyetini belli eden kişiler değil. Çocuğunuzla sosyal medya aracılığı ile arkadaşlık kuran, onunla konuşan, onu istemediği konuşmalara zorlayan veya istenmedik içerik gösteren kişilerin niyetini çocuğunuz da çok kolay çözer ve gerekli tepkiyi verebilir. Burada sözkonusu olan şey çok daha gizli ve sinsi. Çocuğunuzu yukarıda bahsettiğim kötü niyetlere ses çıkaramayacak duruma getirme, bir başka deyişle çaresizleştirme aşaması. Örneğin ansızın gelen bir e-mail, mesaj veya ileti ile çocuğunuza veya size bir fotoğraf gönderilir. O fotoğrafın üzerine tıkladığınızda günbatımı, kedi, bebek gibi sıradan bir görsel olur ve siz “Aaa ne güzel” deyip kapattırsınız. Aslında fotoğrafı en başta açmak için tıklayarak, fotoğrafın arkasına gizlenmiş olan mesaja “Tamam” demiş olursunuz. Bu mesaj ile kameranızı açmaya izin vermiş olabilirsiniz mesela. Hatta bilgisayarınızın uzaktan kontrolüne izin vermiş olabilirsiniz. Sizin bilgisayarınıza gönderilmek istenen yasadışı dökümanlara izin vermiş olabilirsiniz. Siz farkında bile olmadan….

Şunu unutmamak gerekir ki bilgisayar dili “Tamam”, “İptal” gibi kelimelerden oluşmaz. Kodlardan oluşan bir dili vardır. Örneğin uzaktaki bir bilgisayarın kamerasını açmaya izin isteyen bir yazılımı size bir foto veya sahte bir video linki olarak gönderir. Ve siz o videoyu açtığınız anda arka plandaki yazılıma onay vermiş olursunuz.

Peki Ne Yapmalı?

Yapılması gereken şeyler belli. Tanımadığımız birinden gelen hiçbir içeriği kesinlikle açmamak. Çok ilkel bir yöntem de olsa kameramızı kullanmadığımız zamanlarda bir bantla veya kağıtla kapatmak.

Hatta evdeki bilgisayarlara Deep Freeze programları yüklemek. Ne yapar bu program? Bilgisayarınızı her kapattığınızda, o kullanımda kaydettiği tüm dosyaları ve yazılımları siler. Mesela bir web sitesine girdiğinizde size gönderilen cookie dedigimiz minik dosyaları bile siler. Biri kötü bir yazılım veya virus göndermiş olsa bile bilgisayarınızı kapatıp tekrar açtığınızda o dosya gitmiş olacaktır. Malesef siz de dosya kaydedemiyorsunuz. Sadece (D:) klasörünü Deep Freeze dışı bırakıp oraya dosya kaydedebilirsiniz. Ancak (C:) klasörü gibi sistem dosyalarının bulunduğu klasörlere veya masaüstüne kaydettiğiniz dosyalar bilgisayar kapandığında silinecektir.

Bu teknik önlemlerin dışında çocuğunuz ile her şeyi konuşabilen ebeveynler olmanız çok önemli. Böyle bir tehlike anında – örneğin çocuğunuz bir hata yaptı ve telefon numarasını verdi veya belli bir konuda tehdit ediliyor, ya da biri onu rahatsız edecek içerikler gönderiyor- bunu gelip size anlatabilmeli. Eğer hatasını öğrenirseniz ona kızacağınızı düşünürse sorunu kendisi çözmek isteyecektir ve malesef bu tutum karşı tarafın eline bir koz daha vermek demektir. Çocuğunuzun korktuğunu anladığı anda bundan faydalanıp herşeyi yapabilirler. Para isteyebilirler, açık-saçık bir foto gönderirse bir daha onu rahatsız etmeyeceğine inandırabilirler, hatta buluşmaya çağırabilirler. Böyle bir durumda çocuğunuzun ilk geleceği kişi sizler olacağından emin olmalısınız. 10 yıllık öğretmenlik hayatımda buna benzer şeyler yaşadık.

Ayrıca çocuklarımıza internette, yani sanal ortamda yapılan her hareketin kayıtlı olduğunu, biz silsek de bir yere gitmediğini ve bunun bizim karşımıza hiç beklemediğimiz bir anda ve şekilde çıkabileceğini iyi anlatmamız gerek. Bunları bir felaket senaryosu gibi değil de, mantık çerçevesinde anlatabilirsek daha kolay inanacaklardır. Bu konuda yeterli bilgi sahibi değilseniz, bilgi sahibi olan birinden yardım isteyin. Okullarda müfredatta olan Medya Okur-Yazarlığı dersi bu anlamda çok önemli ama malesef bu dersi veren öğretmenler ne kadar bilgili ve öğrencileri ne kadar ikna edebiliyorlar tartışılır.

Bu konu ile ilgili çocuğunuzla izleyebileceğiniz yapımlar da var. Mesela aklıma gelen Black Mirror dizisinin 3.sezon 3.bölümü olan “Shut Up and Dance” isimli bölümünü birlikte izleyebilirsiniz.

Son Olarak…

Son günlerde okuduğum Nazan Bekiroğlu’nun Kelime Defteri isimli kitabından size olduğu gibi alıntılıyorum:

GYGES’İN YÜZÜĞÜ OLARAK İNTERNET

Bir peygamberin doğumuna bağlı olarak belirlenen sıfır noktası çok uzaklarda. İÖ-İS, bambaşka açılımla okunabilir. Tarihin İnternetten Önce ve İnternetten Sonra diye ikiye ayrılması gerektiğini düşünüyorum şimdilerde. Çünkü hayatımızı milât kadar keskin bir çizgiyle ikiye bölen internet, davranış tarzlarını da değiştirdi. Yerleşik evrensel değerlerle çelişir yepyeni meşruiyet alanları belirledi. Topluma bambaşka bir algı tarzı biçti ve giydirdi.
Tamam, internet sayısız kolaylığın ve faydanın kaynağı oldu. Bilginin ulaşılabilirliği yönünde çok ciddi bir alan genişlemesi sağladı, onu tekelcilerden kurtardı. İletişimin ve sosyalleşmenin tanımlarını esnetti. Bu yüzden kuşku yok geleceğin tümü internetindir. Fakat o bütün genişliğine rağmen sığdır, derin değildir. Sanaldır gerçek değildir. Gölgedir kendi değildir. Bir kısımdır hepsi değildir. Kendisiyle ilgilenenler hiç olmazsa bir süre daha toplumun olgun ve yaşlı tabakasını tümüyle temsil etmez. Bu da internetin önemli bir bilgi ve kültür diliminden yoksun olduğu anlamına gelir. Çok şeyi asıl sahibinden ç/alarak ortak kullanıma sunan internet bir anonimleşme alanı olarak da varlığını gösterdi. Ama her şeyden önce herkesin parmağına bir de “Gyges Yüzüğü” geçirdi.
Platon, Devlet’in ikinci kitabında bir çoban olan Gyges’in öyküsünü anlatır. Bir deprem neticesinde yarılan yerin içine giren Gyges, orada bir ceset görür ve cesedin parmağındaki yüzüğü alarak yeryüzüne çıkar. Bu, sihirli bir yüzüktür aslında. Parmağındaki yüzükle oynarken kaşı avucuna doğru çevirdiğinde görünmez olduğunu, kaşı eski haline getirince tekrar görünür olduğunu anlar Gyges. İnanılmaz bir güce sahip olduğunu farkedince yaptığı şey ise saraya girmek, kraliçeyi baştan çıkarmak ve kralı öldürüp yerine geçmek olur. Çünkü o, görünmediği zamanlarda toplumsal ahlâkın baskısından kurtulmuş, kendi iç ahlakıyla baş başa kalmıştır. İç ahlâkı ise bu kadardır. Nasılsa hiç kimse görmüyor!
İnternete dönersek. Eğer orada kendi gerçek ismimizi değil de bir nick kullanıyorsak parmağımıza Gyges’in yüzüğünü geçirmişiz demektir. Çünkü orada artık görünmezizdir ve bizi sansürleyen bir şey yoktur. Toplumsal ahlâkın baskısı üzerimizden kalkmıştır ve biz kendi içimizdeki ahlâk yasası ne kadarsa o kadarızdır. Bu sansürsüzlük hele de otosansürsüzlük panayırında kendi ismimizi korumaya alarak sanal bir ismin peçesi arkasına gizlendiğimiz andan itibaren hiçbir manevraya mani yoktur. Bir nick arkasına gizlenildiği, gerçek ismin saklandığı, bir başka ifadeyle toplumsal ahlâka bakan tarafın garantiye alındığı sürece internet her şeyi yapmaya olanak veren bir âlemdir bu yüzden. Ekran kabadayıları, internet delikanlıları, klavye kahramanları vardır onun. Klavyesi olan konuşur orada. Her Dr.Jeklly’ın Mr.Hyde’ı orada ortaya çıkar. İçten geçen, dile gelen her şey, arkaya bile bakmadan fütursuzca bırakıp gidilir ve ertesi sabah üstüne titreyen gerçek isimle gündelik hayata dönülür, işe, okula gidilir.
Mesafe! Oysa iç ahlâkla dış ahlâk arasındaki mesafenin büyümesi ahlaksızlığın ta kendisidir.
İnternet bir yandan içimizdeki farkında bile olmadığımız ben’leri açığa çıkarırken diğer yandan bizi unutmak istediğimiz yüzümüzle, saklamak istediğimiz kimliğimizle, hatırlamak bile istemediğimiz geçmişimizle de yüz yüze getirir. Orada artık siz kendiniz değil göründüğünüz, algılandığınız sizsinizdir. Sadece şimdiniz değil aynı anda geçmişinizden de mürekkepsinizdir. Üstelik kurtuluşu da yoktur bunun. İnternetin zaman ve mekân kaydından azâde tam bir tayy-ı zaman ve tayy-ı mekân âlemi olması, Gyges yüzüğünün tesirini daha da arttırır. Zaman da sıfırlanmıştır, mekân da sıfırdır. Işık hızı, enerji transferi. Tıpkı mahşer gibi. İptali yok. Unutması yok. Affı yok. İhmali yok. Dönüşü yok. Reddi yok. Ne var ne yoksa görünür yüzlerden silinse bile ara yüzlerde, arka odalarda, bir yerlerde depolanır. Gün gelir önünüze dikiliverir. Üstelik görünen kadar gösteren, yani klavyeyi tutan el içinde bu böyledir. Onun için internete bir kez adım atınca görünür dosyalar kadar depolama alanlarını, gizli dosyaları ama en fazla da bilinç altını temiz tutmak gerekir.
İnternetin farklı bir bilinç, yepyeni bir bireysellik, radikal bir zihniyet hali olarak bütün değerleri alt üst ettiği, insanlığın algı tarzını ve değer ölçülerini “yenilediği”, iç ahlâkı bile yeniden inşa ettiği meselesi yoğun biçimde tartışılan bir gerçek. Tartışmak muafiyetin kapısını açar oysa. Unutulmamalıdır ki mutlak ahlâkın tartışması yoktur, o internet için de geçerlidir. Ve Berat Demirci‘nin şu eşsiz cümlesi her bilgisayarın “çatına” asılması gereken bir vecizedir:

“Âlemlerin Rabbi olan Allah sanal âlemin de Rabbidir.”